Bazen vazgecmek gerekir…
11 Şubat 2010 Yazan: Bir Garip Yolcu
Kategori: Yazılar
Bitiyor zaman.
Tüm saatler kum saatinin içinde birbiri üstüne yığılıyor. Sahte mutluluklar giyiniyor sözcükler. Sen-ben savaşında imtiyazsız
yarınlara bugünden açıyorum gözlerimi. Savaşacak kadar bile yakın olmayışımızı bilirim. Bilirim- acı verişindir bu kadar sözcük dizdiren. Ömrümü ömrünün ardında sürüyen…
Aynaları kırıldı mutluluğumun. Söz dinlemeyen yanımı artık çok iyi tanıyorum. Ayağım takılıyor bir acıya ve yokluğunun üstüne düşüyorum.
Hala üşüyorum…
İğne deliğinden geçiriyorum sevdayı. Sen oluyor nakışımın adı. Bir an sen oluyorum anlayışsız- vurdumduymaz… Sonra bana dönüyorum. Bak hala ağlıyorum… Harf harf işlerken kelimelerimi- şimdiden yerleştiriyorum acılarımı parmaklarımın ucuna. Son düşen cemreyi de ayırıyorum payıma.
Kapatıyorum gözlerimi. Hadi git yâr- geldiğin gibi. Acıttığın yerden tüm acılarımı da topla git hadi.
Merak etme beni, sancımasın sol yanın
11 Şubat 2010 Yazan: Bir Garip Yolcu
Kategori: Yazılar
Merak etme beni, sancımasın sol yanın…
Kan sızmadı henüz…
Yüreğim(iz)in lal dudaklarından hücrelerimize…
Yüzümün çizgilerine basmadan kendim de yürüyebilirim.
Sen git, ben oyalarım yaralarımı(zı)…
[ Su alıyor yürek kayığı(m), kaçak var kıyıya doğru!
Hadi daha hızlı kulaç at, aşksızlığa...
Küreklerimi kıran yalancı kaptan, yüzmesini bilmiyordum ki ben!
Aslım batıyor, derinlere. Geri dönüp, kurtar/ma ne olur?]
Merak etme beni, sancımasın sol yanın…
Ben her yazımın satır başlarında bulacağım seni.
Gözlerim karanlığım(-ız)a göz kırparken…
Paslanmış yüreğim, dilsiz sevmelerin edepsizliğinde gülümseyecek terkettiğin yarınlara…
Bu gece kırılan düşlerimin koynunda sabahlayacağım
08 Şubat 2010 Yazan: Bir Garip Yolcu
Kategori: Yazılar
Bu gece;
kırılgan düşlerimin koynunda sabahlayacağım…
Tenimde sus(uz)luktan kurumuşelbiseleri yırtılmışöfke kanamalı Aşk sözcükleri kazılı…
Yine gri karanlıkların mürekkebine düştü kalemim…
Denize kıyısız durgun ırmaklar akıyor gözlerimden…
BEN BÜTÜN YARALARIMI MUTLULUĞUN İÇİNDEN GEÇERKEN ALDIM…
Soğuk rüzgarlaryüzümü n ağrısını içimin Maltalarına savururken;
Bu gece kırılan düşlerimin koynunda sabahlayacağım
Tutuklu adımlarla voltalıyorum yargısız hüküm giydiğim karanlıkları…
Ardımda kanlı cam kırıkları ve ıslak hüzünlerde büyütülmüş o kadar ayrılığım var kiSuskunluğuma kilitlediğim…
Üstü çizilmemiş iri puntolu harfler duruyor gözümün önünde onarılmayı bekleyen…
ON(u)ARIYORUM…
Neresi zordu ki sevmenin;
Eğer duyulmasaydı kalbimin atışları…
Çatlarken sevimsizliğin ar damarıacemi bir işkenceci kesiliyor hayat…
Oysa yıkılması zor değildiyüreğime ördüğüm duvarın…
Kİ O DUVAR EN ÇOK KENDİ İÇİNDE YIKILMIŞTIR*
Şimdi ;
Her okuduğumda kırık-dökük güncemi en çok beni vuruyor
Büyük yıkımlardan devşirdiğimiçe zalim-dışa can cümlelerim…
Hangi sularda yüzdürsem kağıttan gemilerimisoğuk bir rüzgara yenik düşüyor düşlemler…
Devamını oku
Hadi Gönlüm Git
08 Şubat 2010 Yazan: Bir Garip Yolcu
Kategori: Yazılar
Hadi git yâr!
Daha fazla sen yüklenemiyor kalbim.
Daha derin düşleri kaldıramıyor bedenim.
Kalmadı lügatimde içimi yakmayan bir söz. Bendeki resmini sakladığım sandık; bir çift göz…
Yâr! ekseni değişti artık dünyamın.
Ne geceleri uykuya teslim ediyorum düşüncelerimi.
Ne de sabahları gündoğumlarıyla yeni bir yelken açabiliyorum kurtuluşuma.
Her benle başlayıp senle devam etmek zorunda olan gün,
dikenli bir dal oluyor bana.
Hadi gönlüm
Defalarca düş uçurumlardan, kan-revan ol. Ve boşalt içini.
Damarlarından ansızın geçen ve “yar”ı anlamlı kılan ezinci katlet.
Bitir bu sonsuz şiiri. Son bulsun ağıt tadındaki sevgi söylemleri.
Yâr yüreğimdeki ‘is’ini başka bir yere sevk et hadi.
Ah yâr gün gün mısralar döktün içime.
Yüreğimi sana dair söylenmiş mısralarımla yıkadın. Ben hep sana uzaktım.
Yollarda kaybolsam sen önüme çıkan tuzaktın.
Ben, her gece gözyaşlarımla yıkadığım masallarımı saçlarına yolladım.
Saçlarından kulaklarına musalla taşı gibi bir soğuklukla inip,
beni sana anlatır sandım.
Yanıldım…
Hicran yağmurlarından sıyrılıp ötelerde kendimi aradım, bulamadım…
Hayatımın gençlik satırlarında adı geçen yâr.
Sırtımı her döndüğümde bir can yitirdim bu bahar…
İdama giderken hislerim, güneşim yüzünü görmeyi bekledim hep.
Kalemi kırık bir aşkı mühürledim yüreğime.
“unuttum”
diye haykırırken bile unutmadığımı ispatlıyordum kendime.
Yoruldum yâr
Ben zorda olsa vazgeçtim sevgili senden
08 Şubat 2010 Yazan: Bir Garip Yolcu
Kategori: Yazılar
Artık yazamıyorum sevgili sana…
İçimden gelenleri dökerdim ya kağıtlara sayfalarca seni anlatırdım artık yapamıyorum.. neden diye soruyorum, derin bir düşüncenin ardından bile cevabını bulamıyorum…
Artık özlemiyorum sevgili seni
Arada bi aklıma geliyorsun sonra kızıyorum kendime neden hatırladın diye..
sen nasıl unuttuysan bende unutmalıyım seni, öyle ya.. bir tek bunu istemiştin benden..”Yapmalıyım..”
Artık ağlamıyorum sevgili Güçlüyüm..
tıpkı sen gibi..
Hüzün dolu bakışlarlada izlemiyorum çevremde olup bitenleri
biliyorum inanmıyacaksın ama galiba Unuttum seni
Arkadaşlarım bile şaşırıyor onca çektiklerimden sonra gülümsemeyi yeniden becerebilmeme
Eskiden yolda kimi görsem sen sanırdım yaheyecandan titrerdim Seni görebilmek için dualar ederdim Ama şimdi “sakın çıkma karşıma!”
Ben zorda olsa vazgeçtim sevgili senden
Bensiz yapamazsın demiştin ya hani ; yapabiliyorum galiba
…Ta ki bugüne kadar…
Sesini duymadan geçirdigim 8.günümdü bugün
Neden çıktınki karşıma?
Görmezlikten gelseydin keşke agzından çıkan o tek Günaydın kelimesini de söylemeden gitseydin..
niye baktın ki öyle gözlerime ?
İçim acıyor canım yanıyor
Bir ” Elif ” Miktarı ” Gül “ümse..
08 Şubat 2010 Yazan: Bir Garip Yolcu
Kategori: Yazılar
” Hiçbir filiz kendi gölgesinden öte bir yerde ölümü tatmamıştır..”
Bir ” Elif ” Miktarı ” Gül “ümse..
Ey gözlerime bahşedilmiş mucize,
Ey yüreğime hediye edilmiş Cennet kokusu,
Ey nefesime serpiştirilmiş bir yudum taze hayat,
Kan ter içinde susuz dudaklarıyla ve semâya dönen dualarıyla “ bir avuç deryâ’yı “ dileyen bir Haziran Cumartesi vaktinden düşüyorum sen kokan bu satırları..Vaveylâ eden bir öğle saatinde bulunduğun yerin deli rüzgarlarında düşlüyorum seni..Deli esen rüzgara inat başını eğmeyen gözlerine baka baka seni sevdiğimi haykırıyorum dua dua….Kulağımda yankılan Cennet şarkılarıyla yeniden huzuru doldururken seni çekiyorum içime.. Toprak kokan benliğimle deniz kokan türkülerin söylendiği yüreğine akıyorum..Sen mavi bir deryâ, ben sana kavuşmayı arzulayan – ruhi haliyle- Leylâ.. Sana gelen yollarıma sunulmuş tüm engelleri teker teker aşarak sana koşuyorum. Yüreğimde toprak kokusu, yüreğimde sana bir an evvel kavuşma çoşkusu..Hadi sevgiliKapılarını, perdelerini sonuna kadar arala..Mevcudiyetinin ve geleceğinin tek idamesi / gayesi koca yürekli “ umut “ sayfalarına bir “ Elif “ miktarı “gül”ümse olmaya geliyorum..Heybemde yetiştirirken her nefesine bir “ Elif “ miktarı huzuru kattığım birkaç sevda gülü ve nefesimde Cennet tahayyülü ile sana koşmaktayım..Yıllarca sana sakladığım yüreğimi benden emin olana “ sana “ katmaya geliyorum..Yollarım sana, menzilim sana..Kan ter içinde kalan Haziran ayının aksine ben “ senin gözlerinde “ yaşlanmayı diliyorum.Senin mevcudiyetine idrakim tamamdır artık.. Gayri benliğim senin varlığında sonlansın sevgilim…Çünkü biz bir mucizenin gerçeğe en yakın halinde sevdik birbirimizi..Biz ki; dallarında bir “ Elif “ miktarı huzur, köklerindeki taze umutları taşıyan gül-i râna’nın sevdaya sunulan bir avuç mutluluğuyuz..
Devamını oku
Hey hayat
08 Şubat 2010 Yazan: Bir Garip Yolcu
Kategori: Yazılar
Bir şiir gibi başlamışdı hayat.. yumuk yumuk gözlerim ve masum yüreğim vardı. Pembe ellerim olmasına rağmen tırnak içerisindeydi hakkımda bilinenler.. Alınyazım kimlerin elindeydi acaba…Kafiyesi düzgün satırlara benzerdi tüm isteklerim ; ya isteklerim için çınlatıyordum ortalığı . ya da şen çığlıklarım olurdu kendi çapımda şenliklerime. Bir avuç şekerdi tüm beklediğim.. sevimliydik ve şirindik tüm şiirler gibi.
Sonra başlığı adımın harfleri olan bir hikayenin kahramanıydım.. Konu günden güne gelişse de ana fikir çıkmıyordu bir yerden.. Tekin olmayan yollardan geçtiğimde sadece önsöz vardı akıllarda nereyeydi bu gidiş?
hey hayat
Kimi zaman deneme tahtasını oluyorduk düşe kalka.. Üç yanlış doğruyu sormadan alıp götürüyordu. Ve sadece seyrediyorduk. Parmaklarımızın arasından düşlerimiz kayıp gidiyordu. Bakakalıyorduk sessizce.
Bazen üç beş fıkra çıkardı düşündürücü ve bir an gülümse ihtiyacı için duraksamaya.
Makaleleri tahlil edecek kadar tesbitçi değildik. Kendimizdik makale içerisindeki uzun noktalar.
Romanlar okunuyordu bizden ötelerde. Biz masalların peşindeydik sonunda üç elma düşen. Gökkuşağının bile yedi renk olduğunun çok sonra farkına vardık. Ansızın rüyalardan uyandırıldığımızda gerçek renklerle boğuşuyorduk…Silkelendik.. Tomurcuk değilmişiz , hangi ara filizlendik boyumuzca..
Devamını oku







